Arkadaşlarımla keyifli bir ortamda maçı izlerken ilginç bir olay ile karşılaştık. Lig Tv olmayan bir golü sisteme girmiş ve dakikasına da dikkat etmiş. (Cem Aksoylu’ya farkettiği için teşekkürler.) Eğer dakika 61 olmasaydı bunun insan hatası olduğunu düşünebilirdik fakat bu kadarının insan hatası olması gerçekten mümkün değil.
]]>
Türkiye’de yaşıyorsanız cinsellik sizin için çok da medeni bir olay değildir. Bir yandan ablalara pipini gösterirken, bir yandan okulda cinsel eğitim verilmesine karşı çıkan insanlar tavşan gibi üremeye devam ederler. Siz de bu çelişkiler arasında kendinizi bulana kadar sürünürsünüz.
Türkiye’de pornonun popüler olmasının erotik Türk filmlerine dayalı olduğu düşünüldüğünde, abartının ve bir gün önce romantik bir filmde gördüğü adamın penis nakli sonucu penisinin sahibini araması ile cinsellikle tanışan insanlar güruhu ile karşılaşmanız gayet doğal. İşte bu insanlar şu an bu ülkeyi yönetiyorlar ve bastırılmış cinselliğin bir kademe daha artması için yeni bir yol bulmuşlar!
Artık cinsellik içeren alan adları alınamayacak ve barındırılamayacak (tabii Türk içerik sağlayıcılarında). Örneğin; 31, animal, baldız, kulot, olgun, opusme, nefes, citir, etek, sarisin, yerli, yetiskin, sisman, zoo, sicak, gizli, turbanli, terbiyesiz, hatun, haydar, fantezi, free, frikik, itiraf gibi kelimeler içeren alan adları incelemeye tabii tutulacak. Uyarı metnini ve yasaklı kelimeleri içeren PDF’i buradan indirebilirsiniz.
31 hayvan nefes alırken, Haydar’ın terbiyesiz türbanlı baldızı ile gizli frikik çalışması yaptığı esnada şişman bir sarışının yerli külodu giyip eteğini kaldırmasıyla karşılaşmamanız dileği ile.
PS. Haydar iyiymiş (:
]]>1. They are very weird people.
3. They will analyse conversations in layers.
4. You will spend the day assembling furniture from IKEA.
6. They hate each other.
7. You’ll come out the last out of the movies because you have to see the full list of credits.
15. They idolize people who nobody knows and speak of them as if they were his colleagues.
17. They ask your opinion about everything but they do whatever they want.
19. They hate Comic Sans with the same passion they love Helvetica.
20. They use iPhone for everything, because everyone has one.
21. You can not decorate the house without consulting them.
25. Everything becomes something other than what it really is: cards as tickets, cards as …
28. They hate Excel.
30. They want to save the world only with a poster.
31. You will spend the day brainstorming.
32. On vacation they will take you to countries that you do not know exist and have no beach.
34. They know more positions than the Kamasutra.
35. They can’t go to a restaurant without secretly critiquing the menu design.
36. They listen to music you have never heard of.
37. They can´t cook a normal dish, they always have to experiment with new ingredients.
39. When you are going to tell you something, everyone has read it in their facebook and twitter.
41. The orgasm they remember is when they heard that Adobe was acquiring Macromedia.
42. They have their own shops just for them and there are the most expensive in the city.
44. You will never understand their gifts.
45. They see ordinary objects and laugh.
46. You wake up in the middle of the night hearim them screaming “When is the deadline?”
47. They see CMYK and RGB like Neo sees the Matrix.
48. They dream of the day nobody will make a single change to their designs.
50. They are always sleepy because they work 24/7.
Öncelikle uzun süredir söz verdiğim yazıları tamamlayamadığım için özür dilerim fakat Lost’un bitişini es geçemezdim. Henüz final bölümünü izlememiş olanların bu yazıyı okumamasını tavsiye ediyorum.
Zincirlikuyu Mezarlığı gibi bir final bölümü yaşadık, “Her fani ölümü tadacaktır” tadında. Adanın gerçekte ne olduğunu hiç öğrenemedik. En basitinden Walt (Malcolm David Kelley)’a ne olduğu ve neden önemli olduğunu öğrenemedik.

Lost bize mantıklı bir son vaad ediyordu fakat bunu gerçekleştiremedi. Gerçekleştirmesi mümkünde değildi bana göre ama kimin umrunda? Güney Amerika’nın bağrından kopan pembe diziler gibi bir son ile tatmin edilmeye çalışıldık. Dizinin sırlarını ortaya çıkarmak yerine, “Biz ışığa gidiyoruz babuş elveda” tadında bir sondu. Vefaat etmiş bir arkadaşınıza veda gibi, üstelik arkadaşlarınıza birşey olmadığını ve dizideki herkesin iyi olduğuna söz vererek.
Bazıları dizinin sonunu anlayamamış gibi gözüküyor. Kısaca özetleyeyim:
Son sezonda gördüğümüz paralel evren aslında kahramanlarımızın öldükten sonra yarattıkları bir bekleme odası fakat uçak düştüğü an ölmüş değiller bazılarınızın anladığı gibi. Adada yaşanmış olan herşey gerçek. Bunu “Senden önce yada sonra ölmüş” sözünden anlayabiliriz (babası Jack’e söylemişti), yani dizinin sonunda adadan kaçanlar yaşadı ve daha sonra ecelleriyle öldüler.
Peki konusu bu kadar tatminkarlıktan uzak olan sezon finali başka bir açıdan bakacak olursak beynimizi nasıl tatmin etti? En azından beni.
Zamanlama açısından gayet yerinde bir sezon finaliydi. 2 buçuk saat ne fazla ne az denecek türdendi. Başında yayınlanan 6 sezonluk özet tatmin ediciydi.
Herkes eski dostları görmeyi sever. Beğensekte beğenmesekte sezon finalinde henüz ilk sezonda ölmüş olan kahramanları bile görme imkanı yarattı.
Kurtlar Vadisi tadında hesaplaşma (: Türkçesi “kara duman” olarak tabir edilebilecek şeye karşı bir baş kaldırı bekliyorduk ve bunu aldık. Kara duman’ın beyninin suyunu akıtmayı başardılar. Üstelik tam kendinden emin olduğu noktada olması Türk filmlerindeki fakir delikanlının zengin kız babasına baş kaldırısı gibiydi.
Finali atlatacak kadar mantık kuruldu. Tıpası takılı ada = İyi, Tıpası çıkarılmış ada = Kötü. Jack tıpayı takılı tutmalı, kafası dumanlı arkadaş tıpayı çıkartmalı ki kaçsın.

Gülümeseme Festivali! Son 15 dakikada herkesin gülümesemesi gözünüzden kaçmamıştır sanıyorum. Sıcak ve büyük gülümsemelerle biz öldük ama çok mutluyuz havasını yansıttılar. Üzülmeyin!
It’s ok to move on. Gördümki çoğu Türkçe altyazıda “Devam edebilirsin” olarak çevrilmiş fakat bu cümle devam etmekten çok daha fazlasını anlatıyor. Genellikle ölümlerin ardından hayatına yaşananları geride bırakıp devam edebilirsin anlamında kullanılan bu cümle, son bölüm ve bölümlerin en çok kullanılanıydı. Sezon finali bize “it’s ok to move on” dedi..

Başta söylediğim gibi çok tatmin edici bir sezon finali değildi fakat bizi tatmin etmek için birçok öğe vardı. İzleyenlerin ve eleştirenlerinde bir çoğunun bu öğelerden tatmin olduğunu biliyorum. Peki ya sorularımıza aradığımız cevaplar? Nanik!
Lost’un yaratıcılarına ve yazarlarına teşekkür ediyoruz 3 güzel, 1 idare eder ve 2 berbat sezon için. Televizyon fenomeni olmayı başardılar. Ben Lost’a Desmond’ın bir sözü ile veda etmek istiyorum…
“See you in another life brother (bradha)”

Bu yazının içeriğinde iPad’in neden başarısız bir cihaz olduğu anlatacağım ve yazının altındaki linkten diğer bir yazım olan iPad alternatiflerine ulaşabilirsiniz.

İyi Bir eKitap Okuyucu Değil
iPad’in en çok abartılan özelliklerinden birisi kitap okuma üzerinde. Ülkemizde yaygın olmasada, hatta hiç olmasada iPad’in çıkartıldığı piyasa bu. e-İnk yani ekran parlaklığına ayarlayıp gerçek kitap gibi hissedilmesine yarayan teknoloji iPad’te bulunmuyor. Bu nedenle uzun süre kullanmanız sağlığınız açısından pek hoş olmasa gerek. Herhangi bir LED ekranı kitap mesafesine getirip bir saat bakarak bunu test edebilirsiniz. Üstelik iPad’in rakibi Kindle haftalarca şarjssız kullanılabilirken iPad sadece 10 saat pil ömrüne sahip (ki bu modele göre ve kullanıma göre değişiyor)
Multi-tasking (Çoklu İşlem) Yok
Malesef büyük umutlar ile beklenen iPad aynı anda birden fazla işlemi yapmanızı desteklemiyor. Örneğin internet tarayıcısından bir internet sitesine bakıyorsunuz fakat o anda çıkıp başka bir programa girmeniz gerek, iPad kullanırken bunun için internet tarayıcınızı kapatıp o programı açabilirsiniz. Tabiiki bu yazılım ile alakalı geliştirilebilir bir özellik fakat yıllardır bu özelliği bekleyen iPhone kullanıcılarına bakarsak bunun yakın zamanda olmayacağını düşünebiliriz.
Full HD (1080p) ve Geniş Ekran Yok
1080p beklemek belki iPad’in başarısız olmasında ufak bir pay tutabilir fakat bu 1024×768 çözünürlük ile birleşince can sıkıcı bir hal alıyor. Özellikle 2005 yılını “Yüksek Çözünürlüklü Video Yılı” olarak adlandıran Apple’ın beyni Steve Jobs’un 2010 yılında çıkarttığı bir modelde yüksek çözünürlüklü video izlemek için ekstra bir çevirme işlemi gerçekleştirme gereği acı veriyor.
Kamera Yok
Bunu gördüğümde gözlerime inanamadığımı söyleyebilirim. Fotoğraf çekip sosyal ağlarda paylaşamadıktan, iChat veya Skype üzerinden görüntülü sohbet yapmadıktan sonra ne anlamı var mobil bir cihazın?
SD Girişi Yok
Bu beni pek şaşırtmadı fakat iPad’i iPhone’dan ayıran özelliklerden biri bu olmalıydı. Arkadaşınızdan aldığınız bir filmi, fotoğrafı, şarkıyı takıp çalıştırabilmeliydiniz. iPad’i aşırı kullandınız ve hafızası yemiyor mu 16GB’lık bir kart takıp arttırabilmeliydiniz. Bunu şuan yapabilmenizin tek yolu ise parasal değeri bir hayli fazla olan “iPad Kamera Bağlantı Kiti” satın almanız.

USB Neymiş?
iPad kendisini iPhone ve iPod gibi USB kablosu üzerinden senkronize ediyor fakat usb girişi bu cihazlarda gördüğümüz üzere cihaza özel. Bu demek oluyorki iPad’e sadece Apple ürünleri bağlayabilirsiniz. SD kartta bahsettiğimiz üzere usb belleklerinizi kullanamayacaksınız.
Sürükle Bıraksız Dosya Sistemi
Şaşırtmayan fakat hayal kırıklığı yaratan özelliklerden biri ise iTunes üzerinden senkronize etme zorunluluğunuz. Örneğin arkadaşınızda gördüğünüz bir filmi iPad’inize atmak için iPad’inizi onun bilgisayarı ile senkronize etmeli yada önce kendi bilgisayarınıza yüklediğiniz fimli iPad’inize atmalısınız.
iPhone kullanıcılarının hatırlayacağı gibi onlar için geliştirilmiş Wifi üzerinden dosya paylaşımı yapan programlar var fakat kullanım kolaylığı ile ön plana çıkmaya çalışan bu cihazların kullanışsız olmasına neden oluyor. Bir dosya atmak için neden bu kadar uğraşayımki?

Flash’ta Yok
Bildiğiniz gibi Youtube HTML5 ile çalışan yeni oynatıcısını tanıttı fakat Youtube dışında flash kullanan tüm sitelerde sorun yaşayacak olmanız can sıkıcı. Hele “Muhteşem İnternet Gezme Zevki” olarak tanımlanan bir cihaz için… mmm çook can sıkıcı!
HDMI Çıkış Yok
iPad’inize yüklediğiniz filmi televizyonda mı izlemek istiyorsunuz? Bunun için çok uğraşmanız gerekiyor. HMDI çıkışı yok, VGA çıkışı yok… Macbook’lardan bildiğimiz DisplayPort çıkışı bile yok. Yapabileceğiniz tek şey gerekli olan iPad ünitesini alıp, bu üniteye VGA adaptörü ve komposit kablo ile televizyonunuza bağlamak. 90′ların görüntü teknlojisiyle 2010′da tanışın!
Full GPS Yok
iPad’in Wifi kullanan versiyonunda GPS yok, 3G kullanan versiyonunda ise 3G servis sağlayıcınız üzerinden yapılan bir GPS deneyimi var. Bu demek oluyorki, navigasyon yok, geotaggin yok.

Açık Yazılım Geliştirme Kiti Yok
Apple için program geliştirenler buna pek şaşırmamıştır ama bilmeyenler için açıklayayım. iPad’e program geliştirmek istiyorsanız gizlilik sözleşmesi imzalamanız gerekiyor. Bu sözleşmeyi imzaladıktan sonra dışarıya aktardığınız bilgiler dava edilmenize sebep olabilir.
SONUÇ olarak iPad oluşturduğu çoşkunun tam tersi bir etki yarattı teknoloji tutkunlarında fakat yinede amacını yerine getiren bir alet. İngilizce kitap okurum, Flash olmayan sitelere bakarım, Oyun oynarım, Müzik dinlerim, Film izlerim derseniz alın. Eğer Apple’ı gözünüz kapalı tercih etmeyenlerdenseniz sizin için daha güzel alternatifleri mevcut.
]]>Küçük Beyoğlu’ndan Hayal Bistro’ya doğru yola çıktığımızda halen iki gece önce izlediğimiz korku filmi “Shutter”dı muhabbetin konusu. Boynumda bir ağrı var… İlk kez Hayal Bistro’ya gitme şerefine eriştiğimi belirteyim. Bu nedenle yorumlarım güne dayalı olacaktır.
Hayal Bistro girişten itibaren hoşuma giden Istanbul’un havasından koparan bir mekan gibi geldi bana. Nedense biraz revize edilmiş Baykuş havası aldım. Mekan boyunca uzanan ayna ve bar hoşuma gitti. Tabii kelim açıldıktan sonra ayna konusunda ne düşünürüm bilemiyorum (:
Giriş katının sonunda bir dj abla eşlik etti vestiyer yolundan canlı performans salonuna geçişte. Bu noktaya kadar herşeyi sevdiğimi söyleyebilirim ama bu noktadan sonra olumlu hiçbir yorumum yok.
Mekanın üst katına göre “paramız bitti alt katını yapamadık” havasında olan performans katı beni “Hayal Kırıklığı”na uğrattı. Yeni bir mekandan beklenmeyecek kadar kötü havalandırması, minnacık yeterince yükseltilmemiş sahnesi, boğuk ses düzeni tam bir rezaletti.
Senelerdir en leş mekanlarda bulunan bu bünyenin müzik dinleyenleri bu kadar umursamaz insanlarla dolu piyasanın Hayal Bistro’da da değişmediğini görmesi şaşırtıcı olmadı.
7 Yıl içinde 15TL’den 30TL’ye çıkan giriş fiyatlarının aynı oranda müziğe gösterilen özende de artması dileği ile.
]]>İşte Türkçe-İngilizce “türk bayrağı” nın çevirisi….
Resimde göreceğiniz üzere Türk Bayrağı’nın karşılığı AKP olarak çıkıyor. Daha da ilginç olanı sadece İngilizce’de değil. Aşağıdaki resimde Türkçe-Arapça “türk bayrağı”nın çevirisi görünüyor…
Arapça bilmediğimden yine Google’ı kullanarak “Arapça-Türkçe” çevirisine baktım ve sonuç aşağıdaki gibi.
Tabiiki kullanıcılar tarafından geliştirilen bir sistemden bahsediyoruz. Zaten yukardaki resimlerin altındaki “contribute a better translation” (daha iyi bir çeviri için katkıda bulunun) seçeneğini görmekteyiz. Çeviri gibi önemli bir olayda mutlaka bir yönetici olması gerekliliği gün gibi aşikar. Yoksa “Adalet ve Kalkınma Partisi” adlı siyasi partinin yandaşları tarafından yada diğerleri tarafından daha çok tacize maruz kalır.
Tabii bunu yapan şerefsizleri de ayrı değerlendirmek gerek ya…
]]>Geçenlerde nedenini savcılığı aramama rağmen bulamadığım bir şekilde Lastfm ve Myspace kapatıldı. Üstelik kapama işleminin herhangi bir mahkeme süreci sonunda veya Telekomünikasyon Üst Kurulu kararıyla değil, sadece Beyoğlu Cumhuriyet Başsavcılığı’nın kararıyla gerçekleşmesi ilginç.
İşin asıl ilginç tarafı kararın 26.06.2009 tarihinde çıkması fakat uygulamanın 19.09.2009‘da yapılması. İnternet siteleri bu gibi durumlarda 3 günlük düzeltme yada itiraz hakkı bulunuyor ama ne MySpace’in ne de Youtube’un konu ile ilgili bilgisi olduğunu sanmıyorum. Ben daha önce Lastfm’den ve Youtube’dan video sildirdim. Devletin sildirememiş olması imkansız. Özellikle Youtube’un süperlig maçlarını silip, diğer şikayetleri sallamaması imkansızdan da öte.
Peki neler oluyor allah aşkına? Bakın hem Türkçe hemde İngilizce kullanabilen Lastfm’deki bir uyarı aşağıda…
Bu uyarıyı bizim insanlarımız okuyamıyor mu?! Onu geçtim isterseniz Lastfm’e koyduğunuz parçalar dinlendikçe para kazanmanız, telif hakkı almanızda mümkün?!
Peki bu gerizekalılığı, moronluğu, bilgisizliği hangi kurum yansıtmaktadır? Mesam? Savcılık? TürkTelekom? Bu kapatmaların TTNET’in video ve müzik servisleri ile bir alakası var mıdır? Benim Lastfm’e lisanslı şarkıları dinlemek için ödediğim yıllık abonelik ücretimi kimden tahsis edeceğim?
Bir internet sitesinin yasaları çiğnemesi normal birşey, özellikle kullanıcıların içerikleri ile yönetilen bir sitede. Normal olmayan şey ise yasal yolları salla pati kullanarak site kapatmak. Kimsenin aklına ulan Myspace’in Türkiye ofisi var, Lastfm’in Türkiye temsilcileri var, onlara bir ulaşsak demek nasıl gelmez…. Bu işlerde bir iş var…
PEKİ SEN NE YAPIYORSUN SEVGİLİ OKUR?
Sen ne yapıyorsun bu kapanan sitelerin ardından. Protesto ediyor musun? Televizyon kanallarına baskı yapıyor musun bu konularda yayınlar olması için? HAYIR! Sen otur oturduğun yerde, yakında senide kapatacaklar…
Artık yazılarımı ktunnel kullarak.. opendns kullanarak oku sevgili kullanıcı… Savcı sen kapat beni!
]]>Genelde klibiniz çalıntıymış denildiğinde “aaaa yönetmenimin ağzına…” gibi bir cevap alıyorsunuz “sanatçı”larımızdan yada menajerlerinden. Aşağıda bununla ilgili bir örnekte bulacaksınız bizzat yaşadığım.
En dramatik ama dürüst cevabı Seda Sayan ve Nihat Doğan vermişti. Üstelik klipleri aşağıdakiler veya benim hatırlayamadığım / bulamadığım klipler kadar orjinallerine benzemiyordu bile. “Klip için senaryo arıyorduk, MTV’de Britney Spears’ın klibini gördük. Şiddet sahnelerini biraz daha yumuşatıp çektik” demişlerdi. (Hoş Nihat Doğan’ın bakışı yeter)
Şimdi sıra benim gözüme batan kliplere geldi…
–
Hadise; Evlenmeliyiz adında her zaman olduğu gibi altyapıları güzel fakat Türkçe sözleri berbat bir şarkıya imza atmış. Basınımız klibini Dilber Hala karakterinin bulunduğu Dsmart reklamına benzetmiş lakin işin aslı öyle değil. Hadise’nin Evlenmeliyiz klibi, Madonna‘nın “Don’t tell me” şarkısına çektiği klipten bir çok alıntı içeriyor. Konsept ise tamamen aynı ki daha hoş çekilmiş denebilir.
Hadise – Evlenmeliyiz (izle)
Madonna – Dont tell me (izle)
–
Sibel Can‘ın bloguma konuk olduğu son yazı olması dileğiyle başlayalım. İlgisi alakası olmayan insanlar bile Sibel Can’ın Lale Devri adlı şarkısını bilirler. İşte bu şarkının klibide Madonna’dan “çalıntı”, alıntı değil. Lale Devri klibi, Madonna‘nın “Love don’t live here anymore” klibi ile aynı.
Sibel Can – Lale Devri (izle)
Madonna – Love don’t live here anymore (izle)
–
Doğuş… İlahım (: Bu klibi hatırlamayan yoktur heralde aranızda. Doğuş’un Yalnızım klibi Dj Shadow ve James Lavelle (UNKLE)’in Thom Yorke ile yaptıkları Rabbit in Your Headlights parçasının klibinden çalıntı idi. Hatta final sahnesi o klipten kullanılmıştı (:
Doğuş – Yalnızım (izle)
DJ Shadow & James Lavelle (UNKLE) Feat. Thom Yorke – Rabbit in Your Headlights (izle)
–
Zakkum, Ağh Çikolataaağğ diyerek tüylerimi diken diken etmiş, nefretimi kazanmıştı. (Hoş daha da kötüsü Tokyo Hotel oldu neyse…) İşte bu nadide grubun “Ah Çikolata” adlı parçasında gördüğünüz efektler acaba hangi klibe benziyor? Papa Roach – Between angels and insects. (ne güzel şarkıydı… ne güzel klipti) Tabii onlar üzerlerine çikolata döküp yalandan homoseksüellik taslamıyorlar.
Zakkum – Ah çikolata (izle)
Papa Roach – between angels and insects (izle)
–
Nem, Dream Tv ailesinin pohpohladığı gruplardan birisiydi (bkz. Buz). İşte bu grubun “Yarım kalan hayaller yaşındayız” gibi komplike isimli şarkısına ışıklar dahil herşeyi kopya bir klip hazırlanmış. Kopya çekilen şarkının sahibi Into The Fire, şarkı ise Thirteen Senses.
Nem – yarım kalan hayaller yaşındayız (izle)
Into the fire – Thirteen Senses (izle)
–
Tarkan, Dünya’yı feth ettiğine inanılan yurdum insanı 2. albümü sonrası akustik kayıtları bırakıp elektroniğe dönmüş ve kendisini rezil etmişti. (En azından şahsımın gözünde) İşte bu “Popstar”ın Dilli Düdük şarkısına çekilen klip bana Alex Gaudino‘nun “Destination Calibria” klibini hatırlattı nedense (:
Tarkan – Dilli Düdük (izle)
Alex Gaudino – Destination Calibria (izle)
–
Aylin Aslım, hakkında yorum yapmayacağım bir isim ama beni tanıyanlar düşüncelerimi bilirler. Orijinal sokak hali güzellik ötesidir. Bu şahsı muhteremin “Ahh” isimli son iki albümündeki tek güzel şarkısının klibide birebir çalıntı malesef. Çalındığı klip ise Fiona Apple‘ın Criminal şarkısı. (Öneren: Cansu Uçar)
Aylin Aslım – Ahh (izle)
Fiona Apple – Criminal (izle)
–
Özcan Deniz hatasını kabul edenlerden oldu. Canım adlı şarkısına çektiği klipte Eros Ramazzotti‘nin “Solo ieri” şarkısını kopyalamıştı. Çalma işleminin ortaya çıkması ardından basın sözcüsü aracılığı ile bir özür yayınlanmış. (Öneren: Manuk Durmazgüler)
Özcan Deniz – Canım (izle)
Eros Ramazzotti – Solo ieri (izle)
–
Gece Yolcuları, benim için çalıntı klip kategorisinde efsane bir isim. Bu nedenle kendilerini sona bıraktım. Muse‘un Unintented klibini çalmaları ile keşfettiğim grubun menajerine e-posta göndermiştim. Kendileri Muse’un bu klibini görmediklerini iddia etmişlerdi. Sanırım sadece başındaki arabayı görmemişler yada bulamamışlar (:
Gece Yolcuları – Yaban Gülü (izle)
Muse – Unintented (izle)
Daha bitmedi bir diğer çalıntı klipleri de “Değer mi hiç?” coverları için çektikleri kliptir ki; o da Good Charlotte‘ın “I don’t want to be in love” şarkısının klibinden çalınmıştır.
Gece Yolcuları – Değer mi hiç? (izle)
Good Charlotte – I Don’t Want To Be In Love (izle)
–
SONUÇ: Elbetteki her şarkının özgün olması, her klibin muhteşem fikirler ile bezenmesi beklenemez ama bu kadar çalıntı da olmamalı. Örneğin Yalın’ın “Ah Be Kardeşim” isimli parçasına konsept olarak benzeyen klipler mevcut ama klip tamamen özgün ve örneklerinden daha güzel yapılmış. (En azından bildiğim kadarı ile)
Klibi özgün olmayan bir şarkının özgün olmasını nasıl bekleyebilirsiniz ki?
–
NOT: Lütfen sizde bulduğunuz klipleri yorum olarak yada info (at) berkgun.com adresine eposta yolu ile iletin. Yazı öneriler çerçevesinde sürekli güncellenecektir.
NOT 2: Lütfen beğendiğiniz yazıları üye olduğunuz facebook, twitter, frienfeed ve forumlarda paylaşınız.
]]>Ben müşteri hizmetleri yetkilisi ile konuşurken arkada “muhteşem”, “harika”, “aklınıza gelen herşeyi yapabileceksiniz” diye nidalar duymanın komikliği ile gülmüş bulundum. Tabii benim konuştuğum yetkilininde aynı cümleleri sarfetmesi gecikmedi.
Ödeyeceğim ücretin değişmeyeceğini öğrenip mutlu olduktan sonra 30 Temmuz saat 10.00 itibari ile 3G’ye geçtim.
Sanırım herkes 3G’nin ne anlam ifade ettiğini anlamıştır. Benim değineceğim nokta Turkcell 3G ve TTNET ADSL karşılaştırması. Amerika’daki serverıma yüklediğim bir 30mblık video dosyasını aynı anda telefonuma ve bilgisayarıma indirdim işte sonuçları:
Turkcell 3G (Blackberry Storm) – Ortalama 189kb/s – 2.64 dakika
Turkcell 3G (Blackberry Bold) - Ortalam 179kb/s – 2.79 dakika
TTnet NETLİMİTSİZ (8mbit’e kadar) – Ortalama 100kb/s – 5 dakika
Hız testinin Ortaköy Dereboyu Caddesinde yapıldığını da söyleyeyim çünkü TTNET’in 8mbit diye sattığı internetten sadece 1.8mbit alabiliyorum. Üstelik bu tarifeye geçmeden önce 2mbit alabiliyordum nasıl oluyorsa…
Üstelik Youtube’dan kesintisiz video izleyebildim. İş saatlerinde bunu TTNET üzerinden yapamıyorum yoğunluk nedeniyle.
Gördüğünüz gibi Turkcell 3G benim bulunduğum noktada daha hızlı bir iletişim sağlıyor TTNET’ten fakat cep telefonu dışında sürekli kullanım için 3G tercih edilir mi bilemiyorum çünkü limitsiz yada TTNET’te olduğu gibi 15GBlık bir tarifesi yok. Turkcell 39TL’den 4GB limitli, TTNet 29TL’den 4GB limitli satıyor… Eğer bu paketteyseniz Turkcell tercih edilebilir.
Beni rahatsız eden bir husus, Cnet dahil bir çok sitede çıkan ADSL’in 3G’ye göre avantajları. Açıkçası ben fiyat dışında hiçbir avantajını göremiyorum. Tabii sizin bölgenizde 3G daha güçsüz olabilir fakat Ortaköy baz alınarak konuşulduğunda 3G daha hızlı. Üstelik TTNET’in bahsedildiği gibi stabil bir bağlantı hızı da yok. Ben her modemi açtığımda farklı hızlarla bağlanıyorum. Bağlantım 8mbit olmasına rağmen 1mbitten-2mbite değişen ölçülerde bağlandığım oluyor.
Teorik olarak konuşmak TTNET söz konusu olduğunda mantıklı değil. Bu işlerin internetten araştırıp yada teori düşünülerek yapılması yanlış. Hele hele aman ona da bulaşmayalım buna da bulaşmayalım ikisinide memnun edecek birşey yazalım demek daha da yanlış.
Umarım bu yazı size yardımcı olur yada fikir verir 3G ve ADSL karşılaştırmasında. Sorularınızı yorum olarak iletebilirsiniz. Üstelik artık Facebook ile güvenli giriş yaparak…
]]>